Ana içeriğe atla

ZAMAN

 Dünya'da 7,125 milyar insan varken, zaman denilen kavram hangimizin yüzünü güldürüyor? Ya da hangi birimiz, kendimizi zamanın boşluğuna atıyoruz. Hızlı veya yavaş olarak nitelendirilen bu kavramın sonunu sadece ölüm olarak mı dillendiriyoruz. Yüzümüzdeki kırışıklık veya saçımıza düşen beyaz bir tel zamanın hızlı geçtiğinin göstergesiyse, Dünya'nın 5 milyar yıldır var olduğu neyin göstergesi? 
 İnsanlar kendilerine çevirdikleri aynalarla sadece içinde bulunduğu zamanı görebilir. Aynaya bakarken zamana girmeye çalışan kişi ise sadece aynasını çatlatır. 
Yeni doğum yapan bir annenin, bebeğini ilk eline alışı zamanı durdurduğu andır. Ya da örneği biraz daha genişletmek gerekirse: Haftanın son iş günü erkenden uyandınız ve işe gideceksiniz normal şartlarda rahat rahat yetişeceğiniz işinize, İstanbul trafiği engel oluyor. İşte tam bu sırada zamanı nasıl kullanmanız gerektiği devreye giriyor. Eğer arabanın içinde sinirden kornaya iki,üç saat basıp boşuna elinizi yorarsanız zamana ayna tutanlardan olursunuz. Ama durumu mantığınıza yedirip, o anki stresinizi atacak uğraşlar bulursanız(kitap okumak,bulmaca çözmek,müzik dinlemek...) sizde zamanı durdurmuş olursunuz.
 Zaman geçtiği süre zarfında bize stres yaratacak ortamlar hazırlar, kimimiz tuzaklara düşer, kimimizse yoluna devam eder. Tuzaklara kapıldığımız anlarda kendi yüzümüze bir fırça darbesiyle yaşlılık veririz. Aslında tuzaklara kapılanlara bir nevi zamanı kullanamayanlar da diyebiliriz. Çünkü zamanı kullandığımız kadar yaşarız. 
 Günlük hayatta kullanmaya alışık olduğumuz hatta dilimize pelesenk olan bu kavram aslında yaşamımızda bi sırat köprüsü görevinde...Kategorize edilmiş zaman dilimleri insanların üzerine oturmuş bir boğa ağırlığı verirken, zamanı bütünden alanlara aydınlık verir.
  Üzerine bastığımız bu çağda insanlar,  zaman dilimlerini yapması gerektiğine inandığı işlerle dolduruyor. Saatlerin normal bir insan için dakikalardan hatta saniyeyelerden oluştuğu bir ortamda, zaman dilimlerini görevlerle dolduran bir insan için saatler sadece metrelerle veya duraklarla ölçülebiliyor. Neden günlük yaşantımızda zamana karşı olimpiyat oynuyoruz ki? Bırakın zaman size ne yapmanız gerektiğini söylesin. Biraz boşluklarda sallanın, hayal gücünüzü sadece uyuma görevi yaptığınızda kullanmayın. Varolan yaşantınızı renklere saldığınızda zamanı durduran siz olacaksınız.
Zamana karşı görev yapmaktan vazgeçip, onu yaşayın. Yoğunluklarınızın başkalarına karşı bir sorumluluğu olabilir ama sizin zamana karşı olan sorumluluğunuz asıl benliğinizi oluşturandır.
  

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

21.yy. PORTRESİ

Bir insan kafasına, iki kulak çok fazla, iki gözse çok gereksiz. İnsanlar 30FPS gözleriyle gördüklerine inanamayacak kadar teknolojik zekaları vardır. Duygu körlüğü insanın görmesini engeller, ona reelde gerçekleşen olaylardan bağımsız bir görsel sunar. Kulaklarının duyma sınırı  20Hz-20000Hz ken sokaklarda çığlık, çığlığa dövülen kadınları duymayan o kadar sağır var ki, bir de kulaktan-kulağa yayılan binlerce duygu sirkülasyonları...   i nsanlar çelişkiler havuzunda yüzerken çevresinde gelişen olayları görmez. İçine dönmüş bir    vaziyette hayallerini şekillendirir... Hayata gelme amaçları zevk tatmak olan bu insanların ne iki kulağa, ne de iki göze ihtiyacı vardır.Onlarda bulunması gereken burunlar ve ağızlardır. Hazlar ve zevkler üzerine gelişen bu çağa ne güzel bir insan portresi olur. 

EKŞİMSİ

Masadaki yeşil elma olsaydım... Beni, yıkamadan eline almanı isterdim. Üzüntülerimden, Özlemlerimden, ısırmanı isterdim... Yüzüne bir ekşimişlik verirdim. Beni neden bırakamadığını sorardım. Almış olduğun tatlar eksiltirdi beni... Biraz üzüntülerimden, Biraz da hali hazırda duran duygularımdan eksilirdim. Yıkanmamış duygularımın hepsi çekirdeğe dönerdi... Bense sap gibi ortada kalırdım.

SOMA

   Bu ülke ölüme asfalt atmış. Hayatların, üstüne kurulan trafik lambaları, Yeşili gösterdiğinde son buluyor. Kimisinin şeridi uzun, kimisinin kısa...    Bu ülke beyaz bir kefen! Gökyüzünü görmek için yeraltında can veren...