Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

21.yy. PORTRESİ

Bir insan kafasına, iki kulak çok fazla, iki gözse çok gereksiz. İnsanlar 30FPS gözleriyle gördüklerine inanamayacak kadar teknolojik zekaları vardır. Duygu körlüğü insanın görmesini engeller, ona reelde gerçekleşen olaylardan bağımsız bir görsel sunar. Kulaklarının duyma sınırı  20Hz-20000Hz ken sokaklarda çığlık, çığlığa dövülen kadınları duymayan o kadar sağır var ki, bir de kulaktan-kulağa yayılan binlerce duygu sirkülasyonları...   i nsanlar çelişkiler havuzunda yüzerken çevresinde gelişen olayları görmez. İçine dönmüş bir    vaziyette hayallerini şekillendirir... Hayata gelme amaçları zevk tatmak olan bu insanların ne iki kulağa, ne de iki göze ihtiyacı vardır.Onlarda bulunması gereken burunlar ve ağızlardır. Hazlar ve zevkler üzerine gelişen bu çağa ne güzel bir insan portresi olur. 

DOLUNAY AKŞAMI

Beni pencerenin kenarında yanan mum mu içine alıyor? O, eriyip biterken nefesini aldığım şairler mi?  Ya da okuduğum şiirlere, şiirlik veren şarap mı? Söyleyin, hanginizin içindeyim! Söyleyin, söyleyin ki Bitsin bu mevsimin çığlıkları Çığlıklara kulak veren, ağaçların çıplaklığı... Nefesini almadığım hayatları söyleyin, Söyleyin nerdeyim!

DİNLENCE

Bu yol uzun... Bu yolun sonunu göremiyorum. Benden uzakta bir güneş var, Güneşe bakamıyorum. İşaret ve orta parmağın dinlencesi, Dudaklarımdan çıkardığım bir resim... Güneş kendini toprağa gömüp, Ortalık Ay'a kalınca  Bir de hava atkı,bere istiyorsa, Sormayın keyfime! Çoktan varmışımdır gittiğim yere...

EKŞİMSİ

Masadaki yeşil elma olsaydım... Beni, yıkamadan eline almanı isterdim. Üzüntülerimden, Özlemlerimden, ısırmanı isterdim... Yüzüne bir ekşimişlik verirdim. Beni neden bırakamadığını sorardım. Almış olduğun tatlar eksiltirdi beni... Biraz üzüntülerimden, Biraz da hali hazırda duran duygularımdan eksilirdim. Yıkanmamış duygularımın hepsi çekirdeğe dönerdi... Bense sap gibi ortada kalırdım.

UYKU

Sen maviydin, Denizsiz bir şehirde denizi yaşamak gibi.. Gökyüzünün en bulutsuz halindeki maviydin... Kahverenginin uğrayacağı son maviydin...

GECEYİ ÇALAN

Gün, yavaş yavaş aydınlanıyor. Hafif bir esinti, karşımdaki ağacın yapraklarını gıdıklıyordu…Ağacın diğer dallarına göre, en kıvrak dalına konan karga, öylece bana bakıyordu.   Öfkeli bir bakış değildi, yalnızca çıplak bırakan bir bakışı vardı.   Siyah, parlak tüyleriyle ürperdiği anda duygularımı okuduğunu anlamıştım.  İçimden konuşuyordum ona...      Karşımdaki binanın balkonu da sinirimi bozuyordu.  Sandalyemde, elimde benden daha sıcak bir fincan kahveyle gökyüzüne bakmaya çalışırken, karşıma çıkan o balkon… Benden daha duygusuz ama benden daha mutlu olmalıydı.   Gökyüzüne üç kat aşağıdaydım ve o balkona da…  Duygularını, beton haline getirmiş bir balkonla konuşuyordum.  Bunu düşünmeme rağmen, duygularımın betonlaşmasına razıydım…   Ağaca yeniden baktığımdaysa karga yoktu.

SOMA

   Bu ülke ölüme asfalt atmış. Hayatların, üstüne kurulan trafik lambaları, Yeşili gösterdiğinde son buluyor. Kimisinin şeridi uzun, kimisinin kısa...    Bu ülke beyaz bir kefen! Gökyüzünü görmek için yeraltında can veren...

DÜŞLER BAHÇESİNDE BEŞ DAKİKA

Kahve fincanındaki son yudum olmak isterdim. Son yuduma gelinceye dek bırakmamak, Sigaradan sonra gitmek isterdim. Belki öyle çarpardım... Ya da bir toprak olur,başımda ağırlardım. Köklerini salmış dostlarımla,yağmuru beklerdim. Ancak o zaman iz bırakabilirdim...

BAYAN

 Pardon bayan… Bayan bir saniye diyorum. Bugününüzden, sadece bir saniye   Neden bayan ? Bugüne neden bu kadar fazla duygu biriktirdiniz. Diğer günlerinizdeki kahkahalarınızı çalıp, Neden bugünde kullanıyorsunuz !  Sevgi mi bayan ? Bir güne anlam veren şey, sevgi mi ? Ve siz, bunu sadece 24 saat mi yaşıyorsunuz...  Üzülürüm bayan... 365 güne sevgi yüklediğim hayatımda, Size üzülürüm bayan...

Sokak

Bu sokaktan her geçtiğimde, önceki geçişlerim aklıma gelir. Bir şort, bir de tişörtle görmüştü, bu sokaklar beni. Zaman geçtikce tişört de büyüdü, şort da Ama sokak büyümedi...                         

Biz biraz mahcubuz galiba

Sanki, biraz özgürüz bu dolunayda Ya da dolunayın özgürlüğü mü bu ? Sanki, biraz güneşten kaçıyoruz... Biz biraz mahcubuz galiba. Sanki ipler dolanmış etrafımızdan. Sanki, biraz da kısıtlanıyoruz. Biz, olacakları kestiremiyoruz galiba  Ya da biz, gerçekten aptalız ! Sanki, biraz insanlıktan çıkmışız. Ya da çıkışı bulamamışız, insanlığı rezil ediyoruz. Biz kendimizi bilmiyoruz galiba...

TAT

 Sesler yaklaşıyor, Yüzlerini görmediğim sesler işitiyorum. Gözlerim, ilk defa içine kaçıyor. Bu sefer duygularımı görüyorum... Onlarsa beni başka bir renge sokuyor... Sesler arttıkça, Tanımadığım seslere dokunmak istiyorum ! Gördüğüm, ama tanımadığım seslere...  Adımlarımı attıkça çoğalıyorum ! Ayaklarım, beni zamana götürüyor. Zamana baktığımda görüyorum, Önceden aldığım nefesleri söndürdüğümü...